- Anasayfa
- Yayınlar
- KKTC Hukuku
- Türk Şirketlerinin KKTC Şubelerinde Beyaz Yaka Suçları ...
Vergi avantajları, lojistik kolaylıklar ve offshore imkanları nedeniyle binlerce Türkiye merkezli holding, e-ticaret ve teknoloji şirketi yatırımlarını Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) yönlendirmiş ve burada şubeler veya bağımsız iştirakler kurmuştur. Ancak merkeze (Türkiye'ye) uzaklık ve denetim mekanizmalarındaki zafiyetler, bu şubeleri Beyaz Yaka Suçları (White-Collar Crimes) için cazip bir hedef haline getirmektedir.
Kıbrıs'taki üst düzey bir yöneticinin (C-Level), muhasebe müdürünün veya operasyon sorumlusunun şirketin içini boşaltması, fonları kendi şahsi hesaplarına geçirmesi veya şirketin ticari sırlarını rakip firmalara satması durumunda, Türkiye'deki ana şirketin hızlı ve senkronize bir hukuki kriz yönetimi başlatması şarttır. Av. Ali Alper Can, kurumsal şirketlerin KKTC operasyonlarında karşılaştıkları iç suistimal vakalarının ceza ve şirketler hukuku boyutunu inceler.
Serbest Liman Şirketlerinde (Free Port Companies) veya yerel KKTC iştiraklerinde yaşanan yolsuzluklar genellikle sahte fatura düzenlenmesi (hayali masraflar), paravan şirketlere yüksek bedelli ihaleler verilmesi veya kasa/stok açıklarının muhasebe hileleriyle örtbas edilmesi şeklinde gerçekleşir. Bu suçların tespiti için öncelikle "Fraud (Suistimal) Denetimi" ve Adli Bilişim (Digital Forensics) raporlarının hazırlanması gerekir.
Kıbrıs'taki şirket müdürünün kasadaki parayı uhdesine geçirmesi, hem KKTC Ceza Yasası (Fasıl 154) kapsamında "Müstahdem Tarafından Sirkat (Hırsızlık)" veya sahtekarlık suçlarını oluşturur, hem de şüphelinin Türk vatandaşı olması ve ana zararın Türkiye'deki şirkete yansıması nedeniyle Türk Ceza Kanunu kapsamında da (TCK m.155 Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma) yargılamaya konu edilebilir.
Sadece finansal zimmet değil; müşteri datalarının, yazılım kodlarının (kaynak kodlar) veya şirketin fiyatlandırma stratejilerinin Kıbrıs'taki çalışanlar tarafından flash bellekler veya e-posta yoluyla dışarı sızdırılması (Ticari Sırrın İfşası) şirketlere milyonlarca lira zarar vermektedir. Bu eylemler ağır ceza soruşturmalarının yanı sıra, haksız rekabet davalarına da zemin hazırlar.
Failin tespit edilmesinin ardından en kritik aşama, şirketten çalınan fonların fail tarafından aklanmasını (başka hesaplara aktarılmasını) engellemektir. Failin hem KKTC'deki hem de Türkiye'deki banka hesaplarına, gayrimenkullerine ve araçlarına savcılık veya mahkeme kanalıyla eş zamanlı olarak "İhtiyati Haciz ve Bloke" (Freeze Order) konulması hayati önem taşır.
Cezai süreç devam ederken, yolsuzluk yapan personelin iş akdi derhal ve "Haklı Nedenle" (Tazminatsız) feshedilmelidir. İki ülkenin iş hukuku kuralları dikkate alınarak yapılacak bu fesih işlemi sonrası, şirketin uğradığı maddi zararların şahıstan rücu edilmesi için Hukuk Mahkemelerinde "Sorumluluk ve Tazminat Davası" açılır.
16 yıllık mesleki tecrübesiyle Ceza Hukuku, Bilişim Suçları, Ticaret ve Aile Hukuku uyuşmazlıklarında stratejik müşavirlik sunan kurucu avukattır. Dava süreçlerinde "Önleyici Hukuk" ve teknik delil analizi prensiplerini merkeze alarak müvekkillerine şeffaf, güvenilir ve sonuç odaklı hukuki koruma sağlar.
Suçun işlendiği yer (locus delicti) KKTC sınırları olduğu için ceza soruşturması KKTC Polisi ve Mahkemeleri nezdinde yürütülmelidir. Ancak zararın tazmini ve iş hukukuna dayalı hukuk davaları, personel ile yapılan sözleşmedeki yetki şartına veya tarafların uyruğuna göre Türkiye'de de (iş davaları veya haksız fiil) açılabilir. Bu tür vakalarda çift yönlü sınır ötesi hukuki sürecin koordine edilmesi şarttır.