- Anasayfa
- Yayınlar
- KKTC Hukuku
- Türkiye - KKTC Arası Ticari Alacakların Tahsili (Sınır ...
Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) arasındaki yoğun ticari entegrasyon, şirketler arası sözleşmesel uyuşmazlıkları ve sınır aşan alacak tahsili (icra) problemlerini de beraberinde getirmektedir. Türkiye'de mukim ticari işletmelerin, KKTC'ye yönelik ihracat ve hizmet sözleşmelerinde "iç piyasa" teamülleriyle hareket etmeleri, ihtilaf anında ciddi tahsilat risklerine ve hukuki imkânsızlıklara sebebiyet vermektedir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, siyasi bağımsızlığının yanı sıra yargı sistemi itibarıyla İngiliz Ortak Hukuk (Common Law) prensiplerine dayanan, tamamen müstakil bir hukuk devletidir. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti İcra Daireleri nezdinde başlatılan bir takibin veya Türk Mahkemelerince tesis edilen bir ilamın, KKTC sınırları içerisinde doğrudan icra edilebilirliği (icrai kabiliyeti) bulunmamaktadır. Bu tür uyuşmazlıklarda, Milletlerarası Özel Hukuk normları ve sınır aşan icra prosedürlerinin titizlikle işletilmesi elzemdir.
Ticari pratikte sıklıkla karşılaşılan hukuki açmazların başında, borçlu tüzel kişinin veya şahsın malvarlığının KKTC'de bulunmasına rağmen, alacaklının yalnızca Türkiye'de icra takibi başlatarak semeresiz bir hukuki yola girmesi gelmektedir. Türk İcra ve İflas Kanunu (İİK) uyarınca, Türkiye'deki icra müdürlüklerinin yetkisi mülkilik ilkesi gereği ülke sınırları ile kısıtlıdır. Bu bağlamda, Türk icra makamlarının KKTC'de bulunan bir bankaya, resmi sicil dairesine veya tapu müdürlüğüne doğrudan haciz ihbarnamesi (Örn: 89/1) ya da haciz müzekkeresi gönderme yetkisi hukuken mevcut değildir.
KKTC'deki malvarlığı değerlerine haciz tatbik edilebilmesi ve tahsilatın sağlanabilmesi için, uyuşmazlığın niteliğine göre aşağıdaki iki temel milletlerarası usul hukuku stratejisinden biri benimsenmelidir:
Alacaklı tarafından Türkiye'de ikame edilmiş ve kesinleşmiş bir eda hükmü (Örneğin; İtirazın İptali, Alacak, Tazminat veya İşe İade davası kararı) mevcut ise, bu kararın KKTC'de infaz edilebilmesi için Yabancı Mahkeme Kararlarının Tenfizi prosedürü işletilmelidir. Bunun için KKTC Mahkemelerinde Tanıma ve Tenfiz Davası ikame edilmesi zorunludur. KKTC Mahkemesi, söz konusu Türk Mahkemesi ilamının KKTC kamu düzenine (public policy) aykırılık teşkil etmediğini ve savunma hakkının kısıtlanmadığını tespit ederek tenfiz kararı tesis eder. Tenfiz kararının kesinleşmesinin ardından, borçlunun KKTC'deki banka hesaplarına, araçlarına ve taşınmazlarına haciz işlemi uygulanabilir.
Eğer alacak, Türkiye'de henüz dava konusu edilmemiş faturaya, cari hesap ekstresine, uluslararası taşıma belgelerine (CMR vb.) veya kambiyo senetlerine (çek, poliçe, bono) dayanıyorsa; hukuki süreci öncelikle Türkiye'de başlatıp yıllarca sürecek yerel mahkeme kararının kesinleşmesini beklemek usul ekonomisine aykırı düşebilir. Bu gibi hallerde, alacağın dayandığı belgelerle birlikte doğrudan KKTC Mahkemelerinde alacak davası ikame etmek ve akabinde KKTC icra dairesi nezdinde takip başlatmak, tahsilatın hızlandırılması açısından çok daha efektif bir stratejidir.
Türkiye ve KKTC merkezli şirketler arasındaki ticari ilişkilerde ihtilafların sürüncemede kalmasına yol açan temel hukuki eksiklik, taraflar arasındaki ticari faaliyetlerin uluslararası sözleşme normlarına bağlanmamasıdır. Özellikle aşağıdaki sözleşme şartlarının eksikliği, dava ve tahsilat süreçlerini sekteye uğratmaktadır:
Hukuk seçimi ve münhasır yetki şartı maddelerinin akdedilmemesi, uluslararası nitelikteki yargılamalarda mahkemeler arası "yetkisizlik" itirazlarına sebebiyet vermekte, alacağın fiilen tahsilini yıllarca geciktiren hukuki çıkmazlar (negative conflict of jurisdiction) yaratmaktadır. Bu nedenle sözleşme yazım aşamasında (Drafting), tahsilat riskleri göz önünde bulundurularak profesyonel hukuki destek alınmalıdır.
Sınır aşan ticari uyuşmazlıklar ve tahsilat süreçleri; salt iç hukuk prosedürleriyle yürütülebilecek standart işlemler olmayıp, her iki ülkenin maddi ve usul hukukuna tam hakimiyet gerektiren koordineli bir strateji zorunlu kılar. Sınır ötesindeki alacaklar için doğru merciide ve zamanında hukuki adımlar atılmadığı takdirde, tahsilat imkânı hem hukuken hem de fiilen imkânsız hale gelebilmektedir.
16 yıllık mesleki tecrübesiyle Ceza Hukuku, Bilişim Suçları, Ticaret ve Aile Hukuku uyuşmazlıklarında stratejik müşavirlik sunan kurucu avukattır. Dava süreçlerinde "Önleyici Hukuk" ve teknik delil analizi prensiplerini merkeze alarak müvekkillerine şeffaf, güvenilir ve sonuç odaklı hukuki koruma sağlar.
Türkiye ile KKTC arasında Adli Yardımlaşma Sözleşmesi bulunmaktadır. Alacaklı şirket Türkiye'de icra takibi başlatıp kesinleştirebileceği gibi, doğrudan KKTC Mahkemeleri nezdinde (yerel avukatlar aracılığıyla) dava veya icra süreci başlatarak KKTC'de yerleşik şirketin malvarlıklarına (banka hesaplarına, taşınmazlarına) haciz uygulayabilir.