- Anasayfa
- Yayınlar
- Sağlık Hukuku ve Malpraktis
- Aydınlatılmış Onam Formu Eksikliğinde Hastanenin ...
Tıp Hukukunun en temel ve sarsılmaz ilkelerinden biri, kişinin kendi vücut bütünlüğü üzerindeki mutlak karar verme hakkıdır. Bir hekimin veya sağlık kuruluşunun, hastanın bedenine yapacağı en ufak bir tıbbi müdahale dahi, kural olarak hastanın özgür ve aydınlatılmış iradesine dayanmak zorundadır. "Aydınlatılmış Onam" (Informed Consent) formunun hiç alınmaması veya hukuken geçersiz şekilde alınması, tıp biliminin tüm kurallarına uyulsa bile hekimi ve hastaneyi doğrudan kusurlu (Malpraktis) duruma düşürmektedir.
Günümüzde özel hastanelerde ve polikliniklerde, hastalara operasyon öncesi bankoda ayaküstü imzalatılan "Her türlü riski kabul ediyorum" şeklindeki genel (matbu) belgeler hukuki birer tuzaktan ibarettir. Bu makalede, geçerli bir aydınlatılmış onamın yasal şartları ve eksikliği halinde doğacak tazminat sorumlulukları incelenmiştir.
Anayasanın 17. maddesi, Biyotıp Sözleşmesi ve Hasta Hakları Yönetmeliği uyarınca; tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğunun asli şartı, hastanın aydınlatılmış rızasının bulunmasıdır. Aydınlatılmış onam; hastanın hastalığının ne olduğu, önerilen tıbbi müdahalenin amacı, başarı şansı, olası riskleri ve komplikasyonları, tedavi reddedilirse doğacak sonuçlar ve alternatif tedavi yöntemleri hakkında hekim tarafından hastanın anlayacağı bir dille, detaylıca bilgilendirilmesi işlemidir.
Bu aydınlatmanın operasyon masasında veya anestezi verilmeden hemen önce yapılması hukuken geçersizdir; hastaya karar verebilmesi için makul bir süre tanınmış olmalıdır.
Yargıtay kararlarında en çok altı çizilen husus, onam formlarının niteliğidir. Sağlık kuruluşlarının standart olarak matbaada bastırdığı ve boşlukları doldurularak hastaya imzalatılan "Battaniye Onam" (Blanket Consent) belgeleri Yargıtay tarafından geçersiz kabul edilmektedir.
Bir tıbbi müdahale sonrasında hastada gelişen zarar, tıbben öngörülebilir ve kaçınılmaz bir "komplikasyon" olabilir. Hekim ameliyatı kusursuz (Lege Artis) yapmış dahi olabilir. Ancak; eğer hekim, bu komplikasyonun gerçekleşme ihtimali konusunda hastayı operasyon öncesinde yazılı olarak uyarmamış ve onamını almamışsa, o komplikasyon hukuken artık "Hekim Hatasına (Malpraktise)" dönüşür.
Hukukun buradaki mantığı şudur: "Eğer hasta bu riski (örneğin felç kalma veya kalıcı yara izi) önceden bilseydi, belki de bu operasyona hiç girmeyecekti. Seçim hakkının elinden alınması bizzat zararın nedenidir."
Medeni yargılama hukukunun temel kuralı "İddia eden, iddiasını ispatla mükelleftir" olsa da, Aydınlatılmış Onam davalarında bu kural tersine döner. Hastanın aydınlatıldığını ve rızasının hukuka uygun bir şekilde alındığını ispat külfeti bütünüyle hekime ve hastane yönetimine aittir. Hasta sadece "Bana riskler anlatılmadı" der; ispat yükü altındaki hastane, hastanın imzasını taşıyan, spesifik riskleri içeren, hekim kaşeli, usulüne uygun onam formunu mahkemeye sunmak zorundadır. Belge sunulamazsa veya eksik sunulursa hastane kusurlu sayılır.
Aydınlatılmış onam alınmadan yapılan müdahaleler nedeniyle Tüketici Mahkemelerinde veya İdare Mahkemelerinde (Devlet hastaneleri için) açılan tazminat davalarında:
16 yıllık mesleki tecrübesiyle Ceza Hukuku, Bilişim Suçları, Ticaret ve Aile Hukuku uyuşmazlıklarında stratejik müşavirlik sunan kurucu avukattır. Dava süreçlerinde "Önleyici Hukuk" ve teknik delil analizi prensiplerini merkeze alarak müvekkillerine şeffaf, güvenilir ve sonuç odaklı hukuki koruma sağlar.
Yargıtay içtihatlarına göre evet. Hastaya operasyonun spesifik risklerini, komplikasyonlarını ve alternatif tedavileri anlatan geçerli bir 'Aydınlatılmış Onam' formunun imzalatılmaması başlı başına bir tıp hukuku ihlalidir. Hekim tıbbi standartlara (Lege Artis) tam uymuş olsa dahi, aydınlatma eksikliğinden dolayı ortaya çıkan zararlardan hukuken kusurlu sayılmaktadır.