- Anasayfa
- Yayınlar
- Tazminat ve Sigorta Hukuku
- Özel Hastane ve Hekimlerin Yüksek Meblağlı Malpraktis ...
Türkiye'nin küresel bir sağlık turizmi ve ileri tıp merkezi haline gelmesiyle birlikte, özel hastanelere ve tıp merkezlerine yöneltilen Tıbbi Malpraktis (Hekim Hatası) iddiaları da rekor seviyelere ulaşmıştır. Bir ameliyat masasında yaşanan istenmeyen bir sonuç, komplikasyon veya enfeksiyon vakası, artık yüz binlerce liralık değil; destekten yoksun kalma ve kalıcı maluliyet hesaplamalarıyla milyonlarca lirayı bulan devasa tazminat davalarına dönüşmektedir.
Bu ağır mali yük karşısında, hastane yönetimlerinin ve başhekimliklerin standart bir savunma refleksiyle hareket etmesi, kurumun iflasına dahi yol açabilecek riskler barındırır. Av. Ali Alper Can Hukuk Bürosu olarak; özel hastanelerin ve alanında uzman hekimlerin Tüketici Mahkemelerindeki kurumsal savunmasını üstleniyor, aleyhe sonuçlanan dosyalarda dahi ödenen tazminatın "Hekim Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına" rücu (iade) edilmesini sağlayan agresif bir hukuk stratejisi uyguluyoruz.
Türk Hukuk sisteminde, özel bir hastanede çalışan hekimin tıbbi standartlara (Lege Artis) aykırı bir müdahalesi sonucu hasta zarar gördüğünde, hasta veya yakınları diledikleri takdirde davayı sadece hekime değil, TBK m. 66 (Adam Çalıştıranın Sorumluluğu) veya Vekalet Sözleşmesi hükümleri uyarınca doğrudan Hastane Tüzel Kişiliğine açabilmektedir. Mahkemeler, özel hastaneyi "müteselsilen (zincirleme)" sorumlu tutarak, milyonluk tazminatı doğrudan hastane kasasından tahsil etme yoluna gitmektedir.
1219 sayılı Kanun uyarınca, Türkiye'de mesleğini icra eden kamu veya özel tüm hekimlerin "Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası" yaptırması emredicidir. Bu sigorta, hekimin mesleki faaliyeti sırasındaki bilgisizliği, tecrübesizliği veya dikkatsizliği nedeniyle hastalara verdiği zararları poliçe limitleri dahilinde güvence altına alır. Ancak sigorta şirketleri, genellikle "Estetik operasyonlar teminat dışıdır", "Aydınlatılmış onam alınmamıştır" veya "Gecikmeli ihbar yapılmıştır" gibi itirazlarla hasar dosyalarını reddederek hastaneyi ve hekimi kaderine terk etmeye çalışır.
Rücu davalarında hekimlerin ve sigorta şirketlerinin en yaygın karşı savunması, zararın hekimin kişisel beceriksizliğinden değil, "Hastanenin Organizasyon Kusurundan" kaynaklandığı yönündedir. "Ameliyathanede yeterli sterilizasyon yoktu, cihazlar arızalıydı, nöbetçi uzman hekim atanmamıştı" şeklindeki iddialarla sorumluluk hastaneye yıkılmaya çalışılır. Bu noktada; Sağlık Bakanlığı kalite standartları belgeleri (SKS), enfeksiyon komitesi raporları ve hastane log/kamera kayıtları ile adli tıp düzeyinde "Organizasyon Kusursuzluğu" ispat edilmelidir.
Yurt dışından estetik, obezite veya onkoloji cerrahisi için gelen VIP yabancı hastalar (Sağlık Turizmi), kendi ülkelerindeki hukuki alışkanlıkları nedeniyle çok daha agresif tazminat davaları açma eğilimindedir. Yabancı dilde hazırlanan aydınlatılmış onam formlarındaki tercüme eksiklikleri dahi sigortaların ret gerekçesidir. Hastane yönetimleri, sağlık turizmi departmanlarını MÖHUK (Milletlerarası Özel Hukuk) standartlarında revize etmeli ve sigorta uyuşmazlıklarında uluslararası vizyona sahip bir avukatlık bürosuyla çalışmalıdır.
16 yıllık mesleki tecrübesiyle Ceza Hukuku, Bilişim Suçları, Ticaret ve Aile Hukuku uyuşmazlıklarında stratejik müşavirlik sunan kurucu avukattır. Dava süreçlerinde "Önleyici Hukuk" ve teknik delil analizi prensiplerini merkeze alarak müvekkillerine şeffaf, güvenilir ve sonuç odaklı hukuki koruma sağlar.
Hekim mesleki sorumluluk sigortaları, poliçede belirlenen üst limitler (teminat tutarları) dahilinde ödeme yapar. Ancak sigorta şirketleri genellikle poliçe dışı riskler, ağır kusur veya ihbar sürelerinin geçirilmesi gibi gerekçelerle rücu hakkını kullanmak ister. Davanın en başından itibaren sigorta şirketine davanın ihbar edilmesi ve poliçe şartlarının uzman bir avukatla yönetilmesi mali yıkımı önler.