- Anasayfa
- Yayınlar
- Ceza Hukuku
- Bina Çökmeleri ve Şantiye Kazalarında Müteahhitlerin ...
İnşaat ve gayrimenkul sektörü, doğası gereği en yüksek iş güvenliği ve mühendislik risklerini barındıran alandır. Mega şantiyelerde meydana gelen asansör düşmesi, iskele çökmesi, göçük gibi ölümlü iş kazaları veya 6 Şubat depremlerinde olduğu gibi doğal afetler neticesinde yıkılan binalar; müteahhitleri, yapı denetim firma sahiplerini, şantiye şeflerini ve statik proje mühendislerini doğrudan Ağır Ceza Mahkemelerinin sanık sandalyesine oturtmaktadır.
Toplumsal infialin ve medyanın baskısının en yoğun hissedildiği bu davalarda, yargı mercileri genellikle "tüm sorumluluğu müteahhide yıkma" eğilimi gösterebilmektedir. Oysa bir binanın yapımından yıkımına kadar geçen süreçte; belediye onayları, malzeme tedarikçileri, taşeronların fiili uygulamaları ve yapı denetim mekanizmaları iç içe geçmiştir. Av. Ali Alper Can Hukuk Bürosu, bu karmaşık Ağır Ceza dosyalarında salt hukuki değil, "Mühendislik ve Mimari" normlarla entegre bir teknik savunma kurgulamaktadır.
İnşaat kazalarında veya bina çökmelerinde birden fazla kişinin vefat etmesi veya yaralanması durumunda, soruşturma 5237 sayılı TCK'nın 85/2. maddesi olan "Taksirle Birden Fazla Kişinin Ölümüne ve Yaralanmasına Neden Olma" suçlamasıyla başlatılır. Bu suç, 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası öngören ve doğrudan Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına giren, alt sınırı itibarıyla tutuklama riskinin en yüksek olduğu suç tiplerinin başında gelir.
Ceza hukukunda "Şahsi Sorumluluk" esastır. Şantiyedeki bir vinç kazasında veya dökülen betonun standart altı (C-20 yerine C-15 vb.) çıkmasında, müteahhidin (asıl işverenin) otomatik olarak cezalandırılması hukuka aykırıdır. Savunma stratejisinin temeli, "İlliyet Bağının (Nedensellik Bağının)" koparılmasına dayanır. Eğer beton santrali hatalı karışım göndermişse, taşeron (alt işveren) iş güvenliği ekipmanını işçiye vermemişse veya yapı denetim firması demir donatısını eksik onaylamışsa; müteahhidin cezai sorumluluğuna gidilemez. Bu kusur ayrıştırması, sözleşmelerin ve şantiye defterlerinin milimetrik incelenmesiyle sağlanır.
Bina çökmesi ve deprem davaları, savcıların veya hakimlerin hukuk bilgisiyle çözülemez; kararı üniversitelerin inşaat mühendisliği bölümlerinden alınan (İTÜ, ODTÜ vb.) Teknik Bilirkişi Heyeti Raporları belirler. Binadan alınan karot (beton) örneklerinin usulüne uygun alınıp alınmadığı, statik projeyle mimari projenin uyumu ve binaya sonradan (kullanıcılar tarafından) yapılan müdahaleler (kolon kesme, kaçak kat, asma kat) bağımsız uzman mütalaalarıyla mahkemeye sunularak, müvekkil aleyhine hazırlanan eksik veya hatalı resmi raporlar çürütülür.
Ölümlü şantiye kazalarında ve bina yıkımlarında ilk refleks genellikle şirket yetkililerinin derhal tutuklanmasıdır. Oysa taksirli suçlarda (kaçma ve delil karartma şüphesi yoksa) tutuklama tedbiri ölçüsüzdür. Büromuz, soruşturmanın ilk saatlerinden itibaren şantiye evraklarını, İSG (İş Sağlığı ve Güvenliği) dosyalarını ve sözleşmeleri güvence altına alarak; Sulh Ceza Hakimlikleri nezdinde etkin itirazlarla müvekkillerin hürriyetini güvence altına almakta ve uzun soluklu Ağır Ceza yargılamasını beraat/en lehe sonuç odaklı yürütmektedir.
16 yıllık mesleki tecrübesiyle Ceza Hukuku, Bilişim Suçları, Ticaret ve Aile Hukuku uyuşmazlıklarında stratejik müşavirlik sunan kurucu avukattır. Dava süreçlerinde "Önleyici Hukuk" ve teknik delil analizi prensiplerini merkeze alarak müvekkillerine şeffaf, güvenilir ve sonuç odaklı hukuki koruma sağlar.
İş kazalarında veya yapısal çöküşlerde, sorumlular hakkında 'Taksirle Ölüme/Yaralamaya Neden Olma' suçlamasıyla soruşturma başlatılır. Ancak müteahhidin veya şantiye şefinin ceza alması için; İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) kurallarını ihlal etmiş veya projeye aykırı eksik malzeme (demir/beton) kullanmış olmaları gerekir. Sorumluluk ve kusur tespiti teknik bilirkişi heyetlerinin raporlarıyla belirlenir.