- Anasayfa
- Yayınlar
- Ceza Hukuku
- Cinsel İstismar ve Saldırı İddialarında İftira ...
Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar bölümünde yer alan Cinsel Saldırı (TCK m. 102) ve Çocuğun Cinsel İstismarı (TCK m. 103) suçları, kamu vicdanını en çok derinden yaralayan ve kanun koyucunun karşılığında en ağır hapis cezalarını öngördüğü suç tipleridir. Lakin uygulamada, bu suçlamaların ispatının (genellikle tanık olmaması sebebiyle) zorluğu, bazı durumlarda hukuku kötü niyetli kişilerin elinde bir "İftira (Şantaj/İntikam)" silahına dönüştürebilmektedir.
Soyut bir iddia veya iftira ile karşı karşıya kalan kişi, bir anda mesleki itibarını kaybetme, sosyal linçe uğrama ve en önemlisi ömür boyu hapis (veya çok uzun süreli hapis) cezası tehlikesiyle Ağır Ceza Mahkemelerinde tutuklu olarak yargılanmaktadır. Bu makalede, asılsız cinsel suçlamalara karşı yürütülecek stratejik "İftira Savunması" ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması prosedürleri incelenmiştir.
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, doğası gereği genellikle mağdur ve failin yalnız kaldığı, üçüncü kişilerin şahit olmadığı anlarda "gizli" işlenen suçlardır. Bu nedenle, cinayet veya hırsızlık vakalarındaki gibi "olay yeri, kamera veya bariz fiziksel deliller" bulmak her zaman mümkün olmaz. Yargılama makamları (Savcılık ve Mahkeme), maddi gerçeğe ulaşmak için tarafların beyanlarındaki tutarlılığa, olayın akışına ve yan delillere (HTS kayıtları vb.) sıkı sıkıya bağlıdır.
Asılsız cinsel istismar veya saldırı iddialarına karşı savunma makamının (avukatın) ilk adımı, müşteki (iddia sahibi) ile sanık arasında bir "Husumet veya Menfaat Çatışması" olup olmadığını mahkemeye sunmaktır. Yargıtay, bir kişinin durduk yere kendi namusunu/şerefini ortaya koyarak yalan söylemeyeceğini karine olarak kabul etse de; aralarında devam eden çekişmeli bir boşanma davası, velayet kavgası, alacak-verecek meselesi, işten çıkarılma veya karşılıksız aşk (intikam) gibi somut bir husumet varsa, müştekinin beyanlarına "şüpheyle" yaklaşır.
Asılsız iddiaların çürütülmesinde en hayati kurumlardan biri Adli Tıp Kurumudur. İddia edilen eylem (tecavüz, istismar) neticesinde mağdurun vücudunda zorlanma izi, DNA veya ekimoz olup olmadığına dair raporlar incelenir. Fiziki bir bulgu yoksa (ve olay hemen şikayet edilmişse), bu durum savunma için güçlü bir argümandır. Özellikle "çocuk" beyanlarında; çocuğun beyanlarının yönlendirme (telkin) ile mi oluşturulduğu, yoksa yaşanmış bir olaya mı dayandığı hususu Çocuk İzlem Merkezi (ÇİM) ve pedagoglar/psikiyatristler tarafından bilimsel olarak çözümlenir.
Müştekinin iddia ettiği olay tarihi, saati ve mekanı ile sanığın bulunduğu konumun çeliştiğini ispat etmek (Alibi - Başka yerde olma savunması) beraat kararını getirir. Bunun için derhal şu bilişim (teknik) delillerin mahkemece celp edilmesi talep edilmelidir:
16 yıllık mesleki tecrübesiyle Ceza Hukuku, Bilişim Suçları, Ticaret ve Aile Hukuku uyuşmazlıklarında stratejik müşavirlik sunan kurucu avukattır. Dava süreçlerinde "Önleyici Hukuk" ve teknik delil analizi prensiplerini merkeze alarak müvekkillerine şeffaf, güvenilir ve sonuç odaklı hukuki koruma sağlar.
Evet, kesinleşmiş hükümlere karşı CMK 311 maddesi uyarınca 'Yargılamanın Yenilenmesi' talep edilebilir. Bunun için davanın seyrini değiştirecek 'yeni bir olay' veya 'yeni bir delil' ortaya çıkması, sahte belge veya yalancı tanıklığın ispatlanması gerekir. Başarılı bir başvuru, infazın (hapis cezasının) durdurulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını sağlar.
Cinsel suç iddialarında mağdur beyanı önemli bir delil kabul edilse de, Yargıtay içtihatlarına göre beyanın çelişkisiz olması ve diğer delillerle desteklenmesi şarttır. HTS (telefon/konum) kayıtları, olay yeri kameraları, WhatsApp mesaj dökümleri ve tanık ifadeleriyle eylemin iftira olduğu teknik olarak ispatlandığında beraat kararı alınmakta ve iftira atan karşı tarafa 'İftira Suçundan' ceza davası açılabilmektedir.